9 Temmuz 2008 Çarşamba

Mehmet YAŞİN'in yazısı (Hürriyet Gazetesi)

Rüzgarlı Körfez: Çandarlı

Çandarlı Körfezi, Ege Denizi'nin pek bilinmeyen cennet köşelerinden biridir. Dikili'yi, Foça'yı, Bergama'yı, Aliağa'yı kollarının arasına alan körfezde çeşitli yönlerden esen rüzgarlar çarpışıp dururlar. Çandarlı'yı tanıyanlar bir daha ondan vazgeçemezler. Bu hafta Atlas Dergisi'nin Anadolu gezgini Cüneyt Oğuztüzün'le birlikte sizleri bu şirin körfeze götüreceğiz.

Hafif hafif esen dinçleştirici poyraz hiç uyarmadan, aniden fırtınaya dönüşebilir; lodosla kafa kafaya çatışır. Rüzgarı ve fırtınası boldur Çandarlı Körfezi'nin. Havaya dair deneyimi ve bilgisi de buna bağlı olarak fazladır. Söylendiğine göre aysız gecelerde yakamoz fazla olursa sabah fırtına kopacak demektir; ya da dolunayın etrafında çember oluşursa. Körfezin balıkçıları fırtına çıkacağını deniz kestanelerine bakarak da anlar. İçlerinden Hüseyin Karataş'ın anlattığına göre, fırtınayı önceden hisseden deniz kestaneleri sırtlarına birer taş yüklermiş. Böylece ağırlaşıp dibe çöker ve kıyıya sürüklenip martılara yem olmaktan kurtulurlarmış...

Ege kıyılarındaki Çandarlı Körfezi, yazın en sıcak aylarında bile püfür püfür eser. Burada rüzgar "somut" bir olgudur. Hemen hemen tüm kıyılarımızı sandalıyla kürek çekerek dolaşan Atlas fotoğrafçısı Hüseyin Ürkmez'in başına gelenler körfezin rüzgárının en güzel kanıtıdır. Ürkmez, Çandarlı Körfezi'ni kuzeyden güneye, karşıdan karşıya geçmeye niyetlenir bir defasında. Bunun tehlikeli olacağını, kıyı kıyı gitmesi gerektiğini söyleyen balıkçıları dinlemez, sakin havada kendini sulara vurur.

Yolun yarısını rahat bir seyirle geçen Ürkmez, sonradan neye uğradığını şaşırır. Hava aniden patlar, fırtına çıkar. Bu bildiğimiz fırtınalardan değildir. Normalde dalgalar bir yönden gelir ve denizci tedbirini alır. Fakat şimdi durum bambaşkadır. Dalgalar her iki yönden de saldırır. İki ayrı fırtına aynı anda kopmuş ve birbirine girmişti sanki. Balıkçıların uyarısı işte buydu.

Genişliği 30 kilometreyi bulan Çandarlı Körfezi, girintili çıkıntılı Ege kıyılarında İzmir ile Dikili körfezleri arasında bulunuyor. Sınırlarını kuzeyden Kanlı Burun, güneyden Arslanlı Burnu belirliyor. Körfezin tamamı İzmir il sınırları içinde; suları da Dikili, Bergama, Aliağa ve Foça ilçeleri tarafından paylaşılıyor. Kıyılarındaki önemli yerleşimler Aliağa, Yenifoça ve tabii Çandarlı.

Serinliğine tertemiz deniz de eklenince ortaya ideal bir ziyaret yöresi çıkıyor Çandarlı beldesinde. Buna rağmen Çandarlı Körfezi yeterince bilinen bir yer değil. Gümrük teşkilatından emekli Gülden Eren Çandarlı'yı tanıyıp, bırakamayanlardan. İzmirli Eren yıllar önce bir ziyaret için uğramış, sonra da her yıl sadık bir şekilde tatilini Çandarlı'da geçirmeye başlamış. Artık yılın bir kısmını burada geçiriyor. "Ege'de istediğim yere gidebilirim" diyor Eren. "Çeşme, Foça, Kuşadası, hiç fark etmez. Fakat burası farklı. Bakir. Köy havası var. İnsanlar sıcak, dostane. Ev ortamı diyebilirim. Kaynaşıyorsun insanlarla. Başka nerede pidecide balık yiyebilirsin ki?"

GEÇMİŞ İZLER KAYBOLMUŞ

Çandarlı Körfezi çevresi, antik Aiolis bölgesinin büyük bir bölümünü oluşturuyor. Bu adı veren Aioller, İonlar gibi Batı Anadolu kıyılarına yerleşen bir Hellen boyu. Bakırçay (Kaikos) ile Gediz (Ermos) akarsuları arasındaki kıyıya yerleşen Aioller, tüccar ve denizci İonların aksine çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşıyordu. Zengin fakat içe dönük bir hayat sürdürüyorlardı. Yerleşimlerinin adı uzmanlar dışında pek bilinmiyor, zaman Aiol kentlerini tamamen karanlığa gömmüş, bugüne çok az eser kalmış. Yine de körfez içindeki gözden ırak küçük koylarda bazı kalıntılar var. Bulundukları coğrafyanın güzelliği de dikkate alınırsa ziyaret edilmeyi gerçekten hak ediyorlar.

Pitane, Aiol birliğinin en kuzeydeki kentiydi. Ama ondan geriye hiçbir iz kalmamış. Yerinde bugün Dikili'nin Çandarlı beldesi bulunuyor. Ege'ye uzanan yarımadanın kıstağında kurulan Çandarlı, zamanla tüm yarımadaya yayılıp belde statüsü almış. Söz konusu kıstakta bulunan 14. yüzyıldan kalma beş burçlu Ceneviz Kalesi, gördüğü restorasyonlar sayesinde sapasağlam duruyor.

Bakir, kırsal atmosferin egemen olduğu Çandarlı Körfezi'nde Aliağa adlı küçük bir yerleşim, ülkenin petrokimya, rafineri, demir-çelik faaliyetlerinde hayati önem taşıyor. Bu ağır sanayi merkezi, son 20-25 yıldaki hamleyle yılda 20 milyar dolarlık bir ticaret hacmine ulaştı. Bütün bunlara karşın Aliağa'nın sakin sahil kasabası görünümünü sürdürüyor olması ilginç bir tezat. Balıkçılar hálá denize açılıyor. Genişçe bir limanları ve kooperatifleri var. Kooperatif yetkililerinden Selahattin Kasap "Deniz kirliliği var dersek yalan söyleriz" diyor. "Yalnız çok durgun havalarda bir koku oluyor. Temizliği poyraza borçluyuz. Hem havayı hem denizi temizliyor. On günün dokuzunda poyraz eser."

Zeytin, tüm Çandarlı Körfezi'nin geleneksel ürünü. "Zeytin burada çok güzel yetişiyor, bol iyot alıyor" diyor organik tarımla uğraşan Öngör Yakar. Sonradan yerleştiği Kozbeyli köyünde "Foça karası" üzümü üretiminin canlandırılması için de uğraşıyor, "Ben sadece gönüllüyüm" diyerek tevazu gösteriyor. Mübadelede Rumlar bu şaraplık üzümü de yanlarında götürmüştü, sonra başka isimle dünya çapında tanınır olmuştu.

Tepedeki Kozbeyli köyü Çandarlı Körfezi'ni en güzel gören yörelerden biridir. Bu köyden bakanlara körfez doyumsuz manzaralar sunar. Kemal Anadol, "Büyük Ayrılık" adlı kitabında köyü şöyle anlatıyor: "Kozbeyli kıyıda değildi ama Çandarlı ile Nemrut körfezleri ayağının altına serilmişti... Dağ köyü de değildi; fakat bir tepenin sırtlarına yaslanmıştı. Arkasındaki Kocakayalar sanki bir gözetleme kulesiydi! Buradan Çandarlı Körfezi'nde olan biten her şeyi izlemek mümkündü. Geceleri Şıpka Tepesi'nin ardından Midilli köyleriyle Plomari'nin ışıkları görünüyordu. Köydeki bağların ünü her yere yayılmıştı. Hem sofralık hem de şaraplık Foçakarası üzümleri, zeytinle birlikte köyün önemli gelir kaynağıydı. Meyhaneci Çapkınoğlu müşterilerine Foçakarası şarabını sunuyordu. Yörede çok özel bir yeri olan bu meyhane herkese açık değildi. Üç Rum kızının garsonluk yaptığı binaya Türkler'in girmesi biraz zordu. Onların buraya uğrayabilmesi, ya paralarının ya da güçlerinin fazla olmasına bağlıydı..."

Nasıl Gidilir?

Çandarlı'ya Dikili üzerinden geçen bütün otobüslerle ulaşılabilir. İzmir'den gidecek olanlar ise biletlerini İZOTAŞ bünyesinde hizmet veren "Çevre İlçeler" binasından alabilirler. Burada Dikili Belediyesi'nin otobüsleri her yarım saatte bir olmak üzere (çeyrek kala ve çeyrek geçeleri) hareket etmektedir. Yer sorunu olmadığı için herhangi bir rezervasyon işlemi yapılmamaktadır. İzmir Otogar'dan Çandarlı'ya yolculuk ortalama 2 saat sürmektedir. Diğer illerden gelişlerde ise, otobüslerinin Çandarlı'ya girmemesi durumunda Dikili'de inip, belediye otobüsü veya dolmuşlarla Çandarlı'ya kısa sürede ulaşabilirler. Çandarlı'ya vardığınızda eğer çok eşyanız yoksa, yürüme mesafesinde gitmek istediğiniz çoğu yere ulaşabilirsiniz. Eşyanızın çok olması durumunda ise otobüs garajı önündeki taksi durağından bir taksiye binebilirsiniz.

Çandarlı

Bir dönem, savaşçı kadınlar olarak bilinen Amazonlara da ev sahipliği yapmış olan Çandarlı (Pitane) ; İzmir’in Dikili kazasına bağlı şirin mi şirin bir beldedir. İzmir’e yaklaşık 90 km mesafedeki Çandarlı bakirliğini koruma çabasından ödün vermeden gelişmeye çalışan bir yapıya sahiptir. Ege’deki sahil yerleşim yerlerinin tipik özelliklerini taşıyan Çandarlı her geçen gün güzelliğine güzellik katmaktadır…

Temiz denizi, oksijeni bol, nemi az havası, müthiş koyları ve gözde yazlık yerlerine yakın olmasıyla Çandarlı misafirlerini kendisine hayran bırakmaktadır. Güneyde Aliağa ve Foça, kuzeyde Ayvalık ve Akçay Çandarlı’ya gelenlere çok geniş bir gezi yelpazesi sunmaktadır. Sıcakkanlı halkı, yardımsever ve gözü tok esnafı ziyaretçileri evlerinde hissettirmektedir. Çandarlı’nın tarihi kalesi bu yarımada cennetinin çehresine ayrı bir hava katmaktadır. Kalenin bulunduğu sahil yazın trafiğe kapatılarak ziyaretçilerin rahat bir biçimde gezinmelerine, denize girmelerine, küçük dükkânlardan alışveriş yapmalarına, temizliği ve kaliteli hizmeti ile dikkat çeken restoranlarda değişik lezzetler tatmalarına olanak sağlanmaktadır.

Kalenin dışında merkezdeki tarihi dokunun korunmasına da özen gösterilmiştir. Arnavut kaldırımlı sokaklarda gezinirken Rum ve Osmanlı yapısındaki evlerin bahçelerinden ve duvarlarından sarkan çiçekler sizlere tarifi zor bir huzur verecektir. Yarımada’da kıyı boyunca denize girebileceğiniz gibi kale tarafı sahili ve 10 km mesafedeki Denizköy yüzme severlerin vazgeçemeyecekleri mekanlar olacaktır. Canınız mangalınızı alıp piknik mi yapmak istedi? Adres basit; Cennettepe. Çandarlı’nın güneyindeki sahilden çıkılan bu harika yer tam anlamıyla bir manzara müzesi. Tepeye çıktığınızda, dağlar, koylar, adalar ve Çandarlı yarımadası ayağınızın altına seriliyor. Gezip, denize girdikten sonra karnımız acıktı değil mi? Çandarlı’da her cuma pazar kurulmakta ve çevreden gelen köylülerin taptaze ve hormonsuz ürünleri satılmaktadır. Buraya gelmişken zeytininizi ve zeytinyağınızı almaya unutmayın. Sahil kenarı olur da balık olmaz mı? Çipura, levrek, alabalık, kalkan en başta aklıma gelenler. Balığınızın pişmesini beklerken o günün sabahında yakalanmış karides, kalamar, ahtapot ve yengeçle iştahınızı dengeleyebilirsiniz. Balık sevmem diyenler için de kumpirden pideye, darıdan (mısırdan) kebaba, çiğ börekten mantıya seçenek bol. Biraz rüzgâr istediğiniz takdirde ise Esinti Çay Bahçesi’nde çayınızı yudumlayabilirsiniz. Kale dibinde, ödüllü dondurmacı Veli Usta’nın yerinde üzerine çikolata sosu ve fıstık dökülmüş damlasakızlı dondurma yemeden Çandarlı’dan ayrılmayınız.